Bazen gündelik hayatın stresinden, telaşından unutuluyor olsa da yarın yeni bir sabaha uyanacak olmanın tatlı ekşi bir cazibesi var. Olmalı da. Eğer nereden geldiğinizi bilmediğiniz bu büyük kaya parçasında tabiri caizse bir hayvan gibi yaşamıyorsanız, sizi bir sonraki sabaha uyandıracak bir sebebe de sahipsinizdir. Bu sebebin ne olduğunun bu aşamada çok bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Size stabil bir motivasyon sağlayabildiği sürece isterseniz Guiness Rekorlar Kitabı’na girmek için dünyanın en ekstrem zevklerine erişmek isteyin, isterseniz uyandığınız o sabahki güneşin vücudunuza vurduğu an ne hissedeceğinizi merak edin. Yeter ki sizi o yataktan kaldırmaya yetecek bir kuvvet olsun arkanızda.
Üzerinize sirayet etmiş birbirinden farklı eminim birçok düşünce veya gerçeklik vardır. Bu noktada bu yazıyı iki amaçla yazıyorum. İlki, yaşadığı tüm bu baskılara rağmen ne olursa olsun hayatını istediği şekle sokmak için kendini inşa etme yolunda gizli savaşlar verenlere övgü; ikincisi ise bu savaşı ya en başından reddetmiş, gözü korkmuş ya da bir gün pes ettiği için potansiyeline her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor olmanın altında atomlarına ayrılırcasına ezilenlere rehber olma isteğim. Biliyorum, bir elinize çekiç diğer elinize ıskarpelanızı almışsınız ve kendinize acımasız darbeler indirerek istediğiniz forma ulaşmaya çalışıyorsunuz. Ve bunu sadece fiziksel anlamda değil, acısı çok daha yoğun hissedilen zihinsel/bilişsel anlamda da yapıyorsunuz. Bu süreci tamamen kendi inisiyatifimiz doğrultusunda ilerletiyor olmak takdire şayan değil de nedir?
Sonuçları asla bir günde göremeyiz. Zaten bu amaçla girilen neredeyse hiçbir yol bekleneni vermeyecektir. Belki haftalar, aylar ve hatta yıllar sonra sahip olduğumuzu hissedeceğimiz özellikler kazanmak uğruna bugünümüzden küçük fedakarlıklar yapmak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz çok büyük kırılma noktaları vardır. Kim mutluluk, huzur ve rahatlık içindeyken radikal kararlar almak ister ki? Böylesine hayatlara sahip olanlar değişimi değil, durumun devamlılığını sağlamak ister. Ya sizi çok kötü kırmışlardır, ayrılıklar yaşamışsınızdır, ölümle karşılaşmışsınızdır, sağlık sorunlarıyla baş başa kalmışsınızdır, birine veya bir şeye çok anlam yüklemişsinizdir ve kendi fantezi dünyanızda yaşayıp emeğinizi, zamanınızı ve duygularınızı o kişi veya şey uğruna harcamış ve sonunda karşılık olarak koca bir hiç elde etmişsinizdir… Daha sayacak kırılma anı mı kalmadı?
Bir gün etrafınıza bakarsınız, aslında çoğu şey eskisi gibidir. Evinizdeki eşyaların yeri, sürdürüyor olduğunuz arkadaşlıklarınız, işiniz, aileniz, varsa evcil hayvanınız, dış görünüşünüz, gündelik rutininizin çok büyük bir kısmı… Sizi hala karşılıyordur. Çiçekler büyüyünce saksısını ve toprağını değiştirmek gerekir. Her ne kadar bu saydıklarım ve daha da sayılabilecek olanlar benzer kalsa da sanki sizin için daha iyisinin olduğuna inanan göksel bir çift el, bir bütün halinde sizi ve size eklemlenmiş olan her şeyi aynı toprağına kök salmış bir fidanı söker gibi yerinden kaldırır, farklı bir yere götürür. Daha sağlıklı serpilmeniz için başka bir dünyanın toprağına…
Bir gün her şeyin çok daha güzel olacağına inanmak aptallık mıdır, yoksa hayatın işleyişi hakkında küçük farkındalıklara eriştikten sonra oyunu kurallarına göre oynamayı kabul etmek, kendinizi teslim etmek midir? Eğer oturduğunuz yerden içi boş beklentilere giriyor ve aldığınız en ufak darbede üçüncü kişileri veya kaderi suçluyorsanız, çuvaldızı kendinize batırma vaktiniz gelmiş ve çatmıştır. Sorumluluğun reddi size bugüne kadar ne kazandırdı, ne kaybettirdi hiç geriye dönüp sorguladınız mı? İpleri elinize almadığınız her gün sonsuz değişken içinde serbest dalışa geçtiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? Evet, bu dünyaya ben mi gelmek istedimcilik her zaman bir alternatif olarak kalmaya devam edebilir ama aldığımız kararlar ve bu kararları gerçekleştirme uğruna attığımız her adım kim olduğumuzu belirlemez mi? Geride bırakabileceğimiz en büyük şeylerden bir tanesi hikayemiz olacak. Görüşlerine önem verilmeyen bir köşe yazarının yazdıkları mı dikkate değer görülür yoksa yaşamı boyunca insanlara bir şekilde dokunmayı bilmiş birisininki mi? Sen kim olmak istiyorsun?
Gerçekleşmesini umduğumuz mucizeler, onlara inandığımız ölçüde anlam kazanır. Yere düşersiniz, hal bu ya, her zaman dimdik durmak hayatın olağan akışına aykırıdır. Gözünüzü açarsınız ve etrafınızı anlamlandırmak için bakınırsınız. Dizinizden akan kan, başınızı yere vurduğunuzdan gelen sarsıntı, avuç içleriniz yırtılmış kırmızı ve mor yaralar… O an birinin gelip sizi kurtarması için mükemmel bir arzu içine girersiniz. Bir yandan bu alışkın olduğunuz bir duygu değildir çünkü sarsılmaz görünüşünüze o kadar alışmışsınızdır ve içselleştirmişsinizdir ki yere düşen kişi siz değil, o an sizden kopan bütün güçsüz parçaların birleşerek vücut bulduğu daha aşağılık halinizdir. Ama gerçekler, sizin istediğiniz gibi konuşmadığından dolayı düştüğünüz zeminin kokusu, tadı ve soğukluğu kemiklerinize buz gibi işler. Tam o saniye hiç beklemediğiniz bir şeyi yapar ve bütün güçsüzlüğünüzle yardım istersiniz. Birisinin sizi kolunuzdan tutup kaldırması, gücü yetmese bile bunu denemesi sizi yerden kaldırmaz, size dünyayı ittirir.
Kimden yardım bekleyeceğinize çok dikkat edin. Kendinizi aldatmayın.