Her geçen gün o kadar farklılaşıyor ki hayattan beklentilerimiz, geçen sene nasıl bir hayat yaşamak istediğimi bile hatırlamıyorum.
Asla yapmam dediklerimiz yapılır, söylemem dediklerimiz söylenir, olmam dediğimiz kişi oluruz. Tüm bu yollardan gitmek zorundayızdır ama farkına, ancak yolun sonuna yaklaşırken varırız. İşte tam da o ana, olgunlaşmak mı diyoruz?
Aynı nehirde nasıl iki kere yıkanılmazsa, aynı karakterde iki gün bile durmuyorsun. Eğer kendine, içinde bulunduğun herhangi bir senaryodan elde edebileceğin tecrübeyi katamıyorsan bu hayatı boşuna yaşıyorsun. Dünün aynısısın! Ne kadar tüyler ürpertici değil mi? Zamanla boşa giden her saatin değerinin farkına varıyorsun. Kendine ayıracağın kısacık zamanın bile peşine düşecek hâle geliyorsun. Eskiden istemediğin kadar bol zamanın vardı. N’oldu? Ders oldu. Belki bugüne kadarkileri bir noktada feda ettin ama bundan sonrakileri kurtardın. Seni polyanna. Seni erdemli insan.
Aynı olaya birden fazla noktadan bakabilmek belalı bir yetenek. Hiçbir şeye muhtaç olmazlığını arttırıyor. Hiçbir şeye sahip olmadığın gerçeğini hatırlatıyor. Bir süre sonra kimseden gelen eleştiriyi umursamaz hâle getiriyor. Sen zaten yeterince iyi eleştiriyorsun. Eksik yanlarını bulup üzerine eğiliyorsun, güçlü yanlarını bulup yüceltiyorsun. Kayıtsız kalmak, sana göre bir şey değil. Dünkünün aynısı olursun, olmaz. Rahata ancak hak ettiğini hissettiğinde erebiliyorsun. Rahat, zaten hak edilmeli. Konfor alanından çık diyorlar son zamanlarda.
Geçmiş hayatından getirdiğin problem alanlarıyla yüzleşiyorsun tek tek. Yüzleşebildiğin ölçüde insan olmak yakışıyor üzerine. Gençken okuduğun kitabı şimdi bir daha okur gibi, farklı bir eserle karşılaşıyorsun. Kitap aynı kitaptı ama farklı bir eser, sen miydin?
Suçlayarak ertelediğin, sana mutlak yıkım getirmek için zaman kollayan musallat birikmişlikler, artık en samimi yol göstericilerin. Çünkü onların anlatmaya çalıştığı şeylerin dilini öğrendin. Yabancı kalmaya devam etmeyi tercih ettiğin her gün bir çığ gibi üstüne gelmeye hazırdı. Şükür ki korkularının altında kalmadın. Belki biraz buz yanığına maruz kalmış olabilirsin ama bunları savaş yarası sayarak sembolleştirebiliriz.
İçgüdüne olan saygın ve itimadın arttı. Her ne kadar çevrendekilerin sözüne başvursan da son karar sana ait. Olur ya bir gün kimse kalmazsa yanında, o zaman kime danışacaksın? Dayandığın duvarı iyi seçmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Kimse gözünün yaşına bakmıyor, niye baksın ki zaten? Baksın mı yoksa? Arada bakabilirler.
Olan biteni daha az anlatıyorsun artık. Anlatınca her şeyin daha da kötüleştiğini fark etmek için yeterince kendini yormuşluğun var. Bari bundan sonra enerjimizi, geleceğimizi güzelleştirmeye harcayalım. Bir söz söylemeden iki yerine beş kez düşünmek adamı deli eder sanıyordun. Düşünmeden konuşunca daha çok deliriyormuşsun. Şimdiyse içtiğin suya bile şükrediyorsun.
Dün ve yarın arasında anlamsızca volta atarken bir gün bir şey oldu. Bir önüne baktın, bir de arkana. Ne önündeki yolu aydınlatabilmişsin ne de arkandaki bataklıktan kurtulabilmiş. Tam o saniyede kendine ışık oldun. İleri gittiğini sandığın kadar geriye gittiğini fark ettiğin an, ağırlığınca çöktün. Doğduğundan beri döngülerde yaşamış biri olarak, yere serili olmak bile rahatlatıcı geldi. Bir yastığının bile olmamasını sorgulamadın hiç. Demek ki ihtiyacın varmış göründüğün gibi yenilmez biri olmadığını kabul etmeye. Kaderine boyun eğdiğin an, kaderini belirleyecek güce sahip olacağını tahmin bile edemezdin. Yenilmez olmak için, önce yenilginin ne olduğunu anlamak gerekiyormuş. Yenilgi, ihtimalleri bir kenara bırakarak pes etmekmiş. Yüzde bir bile ihtimal varsa yenilmiş değilsin.