from chaos to cosmos

vaveyla

Vakti geldi. Sayısız çark arasında, kimsenin farkında bile olmadığı yegâne makine dişlisi. Göz açıp kapanıncaya kadar yeri doldurulabilecek bir ruh tanesi. Uçsuz bucaksız seçenek okyanusu aslında bir çocuk havuzu. Göründüğü gibi değil ne derinliği ne de ufuklara uzanan heybeti. Uyanabildiğin her gün yeni bir döngü, kırsan mı artık onu?

Doğru bilgiye ulaşmanın her geçen gün daha da zorlaştığı bir devirde, duygularımızı en saf haliyle yaşayabildiğimize inanmıyorum. Yapay gerçeklikler üzerine inşa ettiğimizi sandığımız duygu sütunları umarım birer birer üzerimize çökmez. Kendimizi, dış dünyanın altın tepside sunduğu iğrenç kabullenişlere kapatmazsak, şunun şurası yaşayacağımız 70-80 senelik hayatı bir yabancının gözünden, bir yabancının ruhundan süzgeçle harcayacağız. Karakterimizi nakış misali işlerken kullandığımız fakat hakim olamadığımız her bir alet, ortaya çıkarttığımız sanat eserini pürüzlerle dolduracak. Onu ne sen sahiplenmek isteyeceksin ne de, gerisi çok önemli değil.

Mutsuzluğun en güzel yanı, mutluluğa yeniden eriştiğin an arkana dönüp baktığında acımasız şartlar altında neler atlattığını görebilmek olmalı. Yaşadıklarından ders çıkartmayı bildiğinde sonsuz bir güç kaynağı yaratıyorsun. Hayatın önüne çıkarttığı engeller artık eskisi gibi aşılmaz gelmiyor, öz saygına ve sevgine eklemeler yapmana fırsat tanıyan yeni mücadele alanları olarak görüyorsun onları. Çok güzel. Bunun hiç mi bir yan etkisi yok? Artık içini huzurla doldurabiliyorsun ama kalbin nasır tutuyor mesela. Beklentilerinin esiri olmuyorsun çünkü artık beklenti sahibi değilsin. Hiçbir duygu seni ensenden alıp bir o duvara bir bu duvara fırlatamıyor çünkü duygularına anestezi uyguladın. Bazı hastalara yapılan anestezi tedavisi sonuç vermez, vücutlarına giren her iğneyi, vurulan her neşteri yarı baygın şekilde hissederler. Acıya irade dışı tam teslimiyet hali, kişiyi bir daha asla geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirir. Duyguların sana çığlık atar, eskiden kulakların patlardı, şimdi uzaktan gelen bir ses kirliliğinden ibaret. Ama her şeyden de kötüsü şu ki, maalesef bilirsin o ses kirliliği diye adlandırdığın şey aslında bugüne kadar atlattığın her badirenin, tecrübe ettiğin her çöküşün, dibine kadar yaşadığın her çaresizliğin, ellerinle derin çukurlara gömdüğün her bir ölü hatıranın kural tanımaz ekosu. Mezarlarını teker teker açmaya karar verirsen başına gelecekleri biliyorsun, o yüzden bazen ses kirliliğine maruz kalmak en iyisi.